19 Mayıs 2012 Cumartesi

Çakma...

10 Mayıs 2011, 10:32
Bu makale 301 kez okundu
Çakma...
Çetin Altan
 Apartmanın altında yan yana 4 dükkân var; 1’incisi bir kasap dükkânı, 2’ncisi büyük damacanalarda su satan ve evlere de servis yapan bir sucu dükkânı, 3’üncüsü bir çiçekçi, 4’üncüsü de bir manav dükkânı.

* * *
Su satışlarıyla uğraşan dostların, yeni yeni yürümeye başlayan bir de küçük kızları var; 1.5 yaşındaki Eda.
Eda bizi görünce gülücükler yapıyor, küçücük ağzının bir çift pirinç tanesi ön dişlerini göstere göstere.
Azıcık sevmek için kendisine yaklaştığımda ise; usulca annesinin, yahut babasının yanına sokuluyor.
* * *
Eda’cık...
Biten yüzyıl, bizim kuşağın bir ömürlük koşusuna yarış pisti olmuştu, her gün kopan takvim yapraklarıyla. Eda’cığın ise önünde yeni bir yüzyıl var, hayatının rayları onun için de uzanıyor ta 2100’lere doğru...
* * *
Bugün “anneler günü”...
“Anneler günü”nün, ne zaman kutlanmaya başlandığını merak ederseniz, biten yüzyılın başlarına, 1908’e kadar gidebilir ve ABD’yi bulursunuz karşınızda...
* * *
Bizde ise “Anneler günü” 1955’te başlamış.
Maalesef “analar”ı, bir küfür mancınığı olarak kullanmak çok daha eski ve yaklaşan seçimlerdeki miting nutuklarına kadar bulaşmakta.
* * *
Gerçi birkaç tane de anaları kutsayan söz yok değil:
-Cennet, anaların ayağının bastığı yerdedir, gibi; sonra:
-Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar, gibi.
* * *
Ha evet, bir tane de günümüze pek uymayan bir söz var:
-Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz...
* * *
Annelerin şefkatini, sevgisini; artık Bağdat’ın şatafatına benzetme olanağı kalmadı.
Kan gövdeyi götürüyor Bağdat’ta...
* * *
Eda’cık da; gerek araba kazalarında, gerek mahalle kavgalarında, gerek sıcak çatışmalarda “ah anam, yandım anam” diye yere yıkılanların çoğaldığı bir çalkantı döneminde, minicik bir “anne adayı”...
* * *
Nasreddin Hoca’ya sorsalardı:
-Hoca, günde kim bilir kaç yüz bin kez, “analara, avratlara” sürekli sövülen bir ülkede; kız çocuklarının hayatı da psikolojik bir depreme uğramaz mı diye?
* * *
Hoca, belki de şöyle derdi:
-Benim 600 yıllık dünyama şöyle bir göz atmak gerek. Benim Akhisar gölüne maya çalmaya kalktığım yıllardaki büyük annelerimizle, büyük dedelerimiz yatakta bile ne dudak dudağa öpüşmeyi bilirlerdi, ne de şöyle cinsel bir cilveleşmeyi. Paparazzi magazinleri de yoktu, çiçekçi dükkânları da... “Ana avrat düz gitmeyi”, küreselleşme sürecinin “dişi-erkek” ilişkilerine armağan ettiği yeni bahçeler; artık felce uğratmakta... Biten yüzyılın liseli kızları bile, kendi aralarındaki şakalaşmalarda:
“-Ananın örekesi, babanın çöp tenekesi” demeye başlamışlardı bile.
* * *
1955’ten itibaren, bizde de kutlanmaya başlayan “anneler günü”...
Acaba o da, kentli birikimlerine sahip dünyalardan alınma bir taklit, bir çakma gün müydü?
* * *
Ne yapalım öyleyse de, öyleydi.
* * *
Eda’cık henüz tıpkı kendisi gibiydi; ne çakmadan haberi vardı, ne piştiden...
* * *
Kazık çakmak, çivi çakmak, kibrit çakmak, tokadı çakmak, durumu çakmak; Londra’daki düğüne,Çin’deki çakma düğünle dünyanın ilgisini çekmek...
* * *
Lider nutuklarında da, daha önce söylenmiş nutuklardan bir hayli çakma vardı; vatana, millete hizmet gibi...
Ancak Türkiye’de 3 çocuktan 1’inin yoksul olduğu, ilk kez yansıdı ekranlara, daha önceki açıklamalardan kopyalanmış değildi.
* * *
Tevfik Fikret ise; 100 yıl önce ünlü “Sis” şiirini şu mısra ile bitiriyordu:

Ey kimsesiz avare çocuklar,
hele sizler, hele sizler...
* * *
“İmtiyazsız sınıfsız birleşmiş bir kitleyiz” diye marşlar söylemekle varılan yer, nihayet ortaya çıkıyordu; 3 çocuktan 1’i yoksuldu.
* * *
Politika, halka hizmet etme vaadiyle iktidara gelip, halkı kendine hizmet ettirme hüneriymiş.
* * *
Politikacı, her şeyi bilen, ama başka da bir şey bilmeyen biriymiş.
* * *
Politikacıları; kimi aslana, kimi kurda, kimi tilkiye, kimi de kargaya benzetiyor ya; aslında hayvan adlarını anmaya hiç gerek yokmuş.
Sadece benzetivermek yeterliymiş.
* * *
Kutlayacak annesi olamayanlar da, kutlayabilirler tanıdıkları başka anneleri; yaşlıların ellerinden öperek, gençlerin yanaklarından öperek...
* * *
Jacques Prevert’ten, Vedat Üretürk çevirisi bir şiirle bitirelim yazıyı:

Bildirim

Kimi kapı demiş açmış
Kimi kapı demiş örtmüş
Kimi koltuk demiş çökmüş
Kimi kedi demiş sevmiş
Kimi meyve demiş yemiş
Kimi mektup demiş yutmuş
Kimi koltuk demiş kırmış
Kimi kapı demiş açmış
Kimi yol demiş geçmiş
Kimi orman demiş koşmuş
Kimi nehirde boğulmuş
Kimi hastanede ölmüş

    Yorumlar

GAZETE MANŞETLERİ

HAVA DURUMU

Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

NAMAZ VAKİTLERİ

Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:

KARİKATÜR

SENDE YAZ

Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

ARŞİV